Az biraz da edebiyat.. Unutmanın acısı

Kaçıyorum 
En çokta kendimden
Şu aralar en korktuğum şey kendimle baş başa kalmak
Zihnime hapsolmuş anılar, susturamadığım sesimle kavga ediyor
En kötüsü karanlık çöktüğünde, soğuk yorganının ayak parmaklarına nüfuz ettiğinde oluyor
Başlıyor bir delilik hâli. Sarıyor vücudunu namussuz. Her organın birbiriyle kavga ediyor. Beynin, kalbinle; karaciğerin, böbreğinle. Hepsi harp içindeler
Kendiyle baş başa kalmamalı insan
En korktukların, en üzüldüklerin, kaybettiklerin gelir aklına
Ansızın düşer, saplanır bedenine
O soyut düşünceler bir anda kocaman bir bıçağa dönüşüp ortadan ikiye ayırır seni
Durmaz öyle kolay kolay
Gözyaşınla sınar seni. Açtırır telefonundan bir fotoğraf. "Ne güzel günlerdi" dedirtir sana
Bak işte o vakit beton dökülür bedenine
Akıttığın yaşlar da eritmez o betonu, beyhude
Birisi senden gittiği zaman, sadece o gitmiyormuş
Her giden bir parça götürüyor senden
Elden, ayaktan daha değerli götürdüğü şeyler, hafife alma
Etten, kemikten öte varlık insanoğlu. Sadece farkında değil
O malum kişinin götürdüğü şey acıtıyor canını
Ansızın gecenin bir karanlığında aklına düşmesi ondan hep
Yorganın altında, annen baban duymasın diye sessiz sedasız içine ağlaman ondan.
Unutmanın acısı, ayrılığın acısından farklı çocuk!
Ayrılık hüzne yakın, unutmak kasvete. Yani birini er geç unutmaya mahkûm oluşundan bahsediyorum. 
Belki de en kötüsü budur

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çıkmaz Sokak: İslamafobi

Yeni kaosa hoş geldiniz: Suriyelilere vatandaşlık

Türk eğitim sisteminde 2 eksik: Eğitim ve sistem